Türk mistisizmi

Türk Mistisizmi

Tanrı ya da kutsal bir varlıkla ruhsal, içsel bir bağ kurma anlayışına mistisizm denilmektedir. Büyük dinlerin hepsinde görülen mistisizm, Budizm dininin görüldüğü Hindistan’da çıkmıştır. Mistisizm yunanca myein sözcüğünden türemiştir, kelime anlamı gözleri kapatmaktır. Tanrı’ya ya da kutsal olan varlığa içsel, ruhsal bir yolculuktur. Sanat, edebiyat, felsefe ve bütün dinlerde mistisizm’in etkisi çağlar boyunca görülmüştür.

Mantıktan uzak olarak ruhsal, manevi olarak Tanrı’ya ulaşma yolu olan mistisizmde, mistikler bütün dünyevi düşüncelerden arınarak, tek başlarına, yalnızlıkla insanlardan uzak kalarak Tanrı’ya ulaşmak isterler. Bu yolda bazı mistikler tüm dünyadan el etek çekerek Budizm’de olduğu gibi aydınlanmak olan nirvanaya ulaşmak isterler. Nirvanaya ulaşmak Tanrı’ya ulaşmaktır. Bazı mistikler ise dünyadan kopmadan yine ruhsal olarak arınma yolunu seçerler. Yoga, meditasyon bu ruhsal arınma için kullandıkları yollardan bazılarıdır.

Mistisizmin Türk Tarihindeki Yeri

Mistisizm yani diğer adı ile gizemciliğin, Türklerin tarihinde de Orta Asya Şamanlığına kadar uzadığı görülmektedir. Şamanizm, kısaca trans halinde ruhlarla iletişim kurmayı amaçlar. Şamanizm dünya farklı coğrafyalarında ritüeller anlamında farklılık gösterse de, temel amacı Tanrı’ya transa geçerek manevi, ruhsal olarak ulaşmaktır. Türk ve Moğol kavimlerinden Eskimolara kadar uzanan geniş bir coğrafyada şamanlık görülmüştür. Sonradan Hıristiyanlığın ve Müslümanlığın ulaşmaya başardığı bu bölgelerde ikinci din olarak kalmıştır.

Müslümanlıkta mistisizm Tasavvuf Felsefesi çerçevesinde gelişmiştir. Tasavvuf öğretileri ile yaşayan sofiler, İslam’ın mistikleri olarak kabul edilmiştir. Sofiler ruhsal olarak Tanrı ile kendileri arasında bir bağ olduğuna inanırlar ve Tanrı dışında kutsal bir varlık tanımazlardı. Mistisizm, Müslümanlıkta Tasavvuf Felsefesinde görüldüğü gibi, Musevilikte ise Kabala akımında kendini göstermiştir. Kabala akımının temel felsefesinde ki amaç ise,  içsel saflığını yitirmiş insanların Tanrı’ya ruhsal olarak geri dönmesini sağlayıp, Tanrı’ya bağlanmasını sağlamaktır.

Mistisizmin Türk Edebiyatındaki Yeri

Türk mistisizminin en önemli temsilcisi ve öncülerinden biri de Yunus Emre’dir. Tasavvuf edebiyatında sırra erme yani Tanrı’ya ulaşmada mistisizmin izleri, Yunus Emre’nin şiirlerinde görülmektedir. Türk mistisizminde sırra erme Yunus Emre’den önce şamanların ve mistiklerin manevi yolculukları, bedensel ve ruhsal terbiyeye yönelik ritüeller iken Yunus Emre ile bu ritüellere manevi yolculukların yanı sıra gariplik, ızdırap ve acıda eklenmiştir.

Türk mistisizmi, türk toplumlarındaki kültürel gelişmeye bağlı olarak zaman içerisinde farklı ayinlerin, törenlerin gerçekleşmesine neden olsa da, temel inanışlar ve inanışın özü değişmemiştir. Bütün dinlerin özünde mistisizm görülmesinin yanı sıra, tüm dünyada edebiyat ve sanat alanlarında da mistisizmin izleri görülür.

İslamiyet’te divan şiirlerinde ve romanlarda tasavvuf edebiyatı ile mistisizm karşımıza çıkmaktadır. Türk edebiyatında mistisizm etkisi ilk görülen roman, Filibeli Ahmet Hilmi’nin A’mak-ı Hayal adlı tasavvuf edebiyatında önemli bir yere sahip 1908 yılında yazdığı romanıdır. Yine aynı devirlerde Samiha Ayverdi, Safiye Erol, Peyami Safa’nın eserlerinde mistisizmin etkisi görülmektedir. Türk edebiyatının önemli yazarlarından olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Ahmet Hamdi Tanpınar, Halide Edip Adıvar ve Emine Işınsu’da eserlerinde mistisizmi yansıtmışlardır.

Bir cevap yazın