Dünya edebiyatındaki mitolojiler

Dünya Edebiyatındaki Mitolojiler Nelerdir?

Dünya edebiyatındaki mitolojiler, Antik dönemde ortaya çıkan ve farklı uluslara ait pek çok eseri içerisinde barındıran hikayelerdir. Mitoloji kahramanlık, doğa üstü, tanrılar ya da mucizevi olaylar ile ilgili anlatılan hikayelerdir.

Mitolojide anlatılan hikayelerin objektif bir gerçekliği olmayıp yalnızca efsanevi hikayeler olduğu bilinmektedir. Genellikle sözlü anlatımlarla ortaya çıkan mitolojik hikayelerin bazıları yazı diline aktarılmıştır. Yazılı mitolojik eserler ise dünya edebiyatında halen önemli bir yere sahiptir.

Medusa’nın Hikayesi

Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında önemli bir yere sahip bu hikaye Yunanistan Atina’da geçmiştir. Athena’nın tapınağında bir aile yaşarmış. Phorkus ve Keto evli bir çiftmiş ve Euryale, Medusa ve Sthenno adlı üç kızları varmış. Medusa güzelliği ile herkesi kendine hayran bırakan bir kızmış ve kendini tamamen tanrılara adamıştır.

Athena tapınağında Medusa’yı gördükten sonra çok etkilenmiştir. Ancak kendinden güzel olmadığını düşünmesi nedeniyle onu çok umursamamayı tercih etmiştir. Athena’nın eşi Poseidon Medusa’nın güzelliği karşısında büyülenerek ona aşık olmuştur. Fakat kendisinin ölümsüz olması, Medusa’nın ise bir ölümlü olması nedeniyle aşkını herkesten saklamıştır.

Ancak Poseidon bir türlü Medusa’yı unutamadığı için ona Athena tapınağında tecavüz etmiştir. Medusa büyük bir üzüntü içerisinde sessiz kalarak tapınaktaki hayatına devam etmiştir. Zaman içerisinde bu olay patlak vererek Athena tarafından duyulmuştur. Sinirine ve kıskançlığına yenilen Athena Medusa’ya büyük bir ceza vermek istemiştir. Onu ve kardeşlerini korkunç canavarlara çevirmiştir.

Medusa güzelliğini tamamen kaybetmiş ve çok çirkinleşmiştir. Athena Perseus adındaki üvey kardeşi ile anlaşma yaparak Medusa’yı öldürmek istemiştir. Perseus Medusa’yı uyuduğu mağarada tek hamlede başından keserek öldürmüştür. Medusa’nın başını Athena’ya sunduktan sonra bu baş düşmanları mahveden koruyucu bir güç olmuştur. Bu hikaye dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında çok ilgi görmüştür.

Kral Midas’ın Hikayesi

Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında bulunan hikayede Midas çok bilge ve hırslı bir kraldır. Aynı zamanda kültür ve sanat aşığı olan bu adamın büyük bir gül bahçesi bulunmaktadır. Kral Midas kendisinde bulunan hazinelerin çok daha fazlasına sahip olmak isteyen bir kişidir.

Kral Midas Yunanlılar ile ticaret yapabilmek için Yunan prensesi Damodice ile evlenmiştir. Babası nedeniyle sahip olduğu Gordion’u işgale uğraması imkansız ve çok kudretli bir yer olarak nitelendirmektedir. Ancak işler umduğu gibi gitmez kibri ve özgüvenine yenik düşerek ülkesini koruyamaz. İran’dan Anadolu’ya gelen Kimmer baskınına yenik düşerek Gordion’u kaybedecektir. Midas bu baskıdan kurtulmuş olsa da özgüvenini büyük ölçüde yitirmiş, yaşadıklarını kendine yedirememiştir. Yaşamak istemediği için öküz kanı içerek yaşamına son vermiştir. Bu hikayenin çok sonrasında bölgede yapılan kazı çalışmalarında Kral Midas’ın mezarı bulunmuş ve incelenmiştir. Yapılan incelemelerde Midas’ın kafatası tarafında ağır bir darbe aldığı yönünde bulgulara rastlanmıştır. Bu durum Midas’ın öküz kanı içerek yaşamına son verdiği tezini çürütmektedir.

Afrodit ve Adonis’in Hikayesi

Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında Afrodit ve Adonis’in hikayesi oldukça acıklıdır. Suriye kralı Kinyras’ın kızı Mira güzelliği ile çok övünen ve Afrodit’ten daha güzel olduğunu iddia eden bir kızdır. Afrodit Mira’ nın bu iddiasını duyarak oldukça sinirlenmiştir. Öfkelenerek Mira’yı babasına aşık etmiştir. Babasını da büyüleyerek bu aşkın günah olduğunu hissetmesini engellemiştir.

Babasına aşık olan Mira, babasıyla birlikte olmuştur. Bunun farkına varan Kral kızını öldürmeye karar verir, tam gerçekleştirecekken araya tanrılar girmiştir. Tanrılar Mira’yı bir mersin ağacına dönüştürürler. Hamile olduğu anlaşılan Mira’nın doğum sancıları başladığında ağaç içini çekmeye başlamıştır. Doğum tanrısı gelerek ağaç ile konuşur ve onu yatıştırmaya çalışır. Ağacın kabuğu kısa süre içerisinde çatlar ve büyüleyici bir güzelliği bulunan Adonis dünyaya gelir.

Afrodit çocuğa aşık olmuştur ve onu başka kimsenin almasını engelleyebilmek için yeraltı tanrıçası Persephone’ye emanet eder. Ancak Persephone’ de Adonis’e aşık olmuştur ve kimseye vermek istemez. Bu iki tanrının kavgası tüm Olimpos’u etkiler. Sonrasında Zeus’un kararıyla çocuk yılın yarısında Afrodit’e, yılın diğer yarısında ise Persephone’ye verilecektir. Afrodit’in Adonis’e olan tutkusu mevsimleri ortaya çıkarmıştır. O gittiğinde önce sararıp solarak sonbaharları oluşturuyor, sonrasında dona kalarak tüm ülkeyi kış etkisi altında bırakıyormuş.

Adonis geldiğinde ise doğayı ve her şeyi güzelleştiriyor, doğurganlığı artırarak ilkbaharları ve yazı beraberinde getiriyormuş. Zaman içerisinde Adonis 8 ay Afrodit’te 4 ay ise Persophone’de kalmaya başlamıştır. Persophene bu durumu Afrodit’e aşık olan Ares’ e anlatır. Ares ava çıktıkları bir gün Adonis’i yaralar ve öldürür. Adonis’e yardım etmeye çalışan Afrodit’in ayağına diken batar ve beyaz gülü kırmızıya boyayacaktır. Dünya edebiyatındaki mitolojiler sonrasında kırmızı gül ölümsüz aşkın simgesi haline gelmiştir.

Zümrüdü Anka Kuşunun Hikayesi

Zümrüdü Anka kuşunun hikayesi dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında yer almaktadır. Hikayeye göre kuşların kralı Zümrüdü Anka kuşudur. Bu kuş bilgi ağacının dallarında yaşar ve Simurg’un onu kurtaracağına inanırmış. Zaman içerisinde Simurg’un onları gelip kurtaracaklarından o ve diğer kuşlar umudu kesmişlerdir.

Bir gün kuş sürüsü Simurg’un kanadından bir tüy bulmuşlar ve onun huzuruna gitme kararı almışlardır. Onu görme isteği az olanlar bu uzun yolda birer birer vazgeçmişlerdir. Yedi vadi boyunca yol giden kuş sürüsü öncesinde yüzlerce iken, yolculuk sonrası 30 tane kalmışlardır. Simurg dedikleri yönetici kuşun yuvasını bulunca anlamışlardır ki, Simurg otuz kuşun hepsiniifade etmektedir. Yani kendilerinden üstün oldukları Simurg’un her birinin kendileri olduğunu öğrenmişlerdir. Bundan sonra 30 kuş bu yolculuğunun amacının kendi özlerine yolculuk olduğunu anlamışlardır. Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında bulunan Zümrüdü Anka kuşu hikayesi, günümüzde halen insanlığa büyük bir ders verebilmektedir.

Pyramus ile Thisbe Hikayesi

Dönemde Babil’in en güzel kızı Thisbe, en yakışıklı erkeği ise Pyramus’tur. Bu iki kişi birbirlerine komşu olarak yaşayan kişilerdir. Zaman içerisinde birbirlerine aşık olurlar ancak aileleri birbirleriyle evlenmelerine razı gelmeyecektir. Onlarda kaçmaya karar vererek dut ağacının altında buluşmaya karar verirler. Thisbe dut ağacına giderken bir aslan görür ve mağaraya sığınır.

Sığındığı mağaradan kaçmaya çalışırken Thisbe buraya atkısını düşürür. Aslan ise atkıyı fark etmeden atkıya kan bulaştırmıştır. Pyramus ise dut ağacının yanına geldiğinde Thisbe’nin öldüğünü düşünerek kalbine hançeri saplar. Bembeyaz dutlar Pyramus’un kanına bürünerek kıpkırmızı olurlar. Thisbe ise bu görüntüyü gördüğünde hançeri kalbine saplayarak canına kıyacaktır. Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında bulunan bu hikayeden sonra beyaz dutun kana bürünmesi sebebiyle karadut olarak da meyve verdiğine inanılmaktadır.

Apollon ve Daphne Hikayesi

Su perisi Daphne evlenmemeye ant etmiş bir peridir. Apollon ise Daphne’yi Peneus ırmağının kıyısında görür ve ona aşık olur. Çok aşık olan Apollon Daphne’nin peşini bırakmaz ve umutsuzca aşkına karşılık arar. Daphne Apollon’a hiçbir ilgi duymamakta ve onu istememektedir. Artık Daphne’nin Apollon’dan kaçacak gücü kalmamıştır.

Çaresizce Toprak Ana’ya yalvararak onu kurtarmasını istemiştir. Toprak Ana Daphne’nin yakarışını duyar ve onu toprakla bütünleştirir. Toprakla buluşan Daphne bir ağaca dönüşmüştür. Dünya edebiyatındaki mitolojiler arasında şaşırtıcı bir hikaye olarak bilinen bu efsanedeki ağaç günümüzde halen defne ağacı olarak bilinmektedir. Defne ağacın ferahlık veren kokusunun ise özgürlüğüne kavuşması nedeniyle olduğu düşünülmektedir.

Bir cevap yazın